Ekonomi Ana Sayfa > Makro Ekonomi > Para

Aynur Bektaş'ın zirveye yükselişi kitap oldu

Mümin Sekman'ın danışmanlığında hazırlanan "İnsan İsterse: Azmin Zaferi Öyküleri"nde Bektaş da yer aldı

31 Ekim 2008 Cuma, 16:34:00
Onaylanmadı Bu haberi favori listenize eklemek için üyelik girişi yapmalısınız. Üye değilseniz tıklayın.
Habertürk'e facebook veya
twitter hesabınızdan hızlı bağlantı yapabileceğiniz gibi e-posta hesabınızla da  yeni üyelik yapabilirsiniz.
Aynur Bektaş'ın zirveye yükselişi kitap oldu Sonra Oku

Başarı konusunda çok satan kitaplarıyla tanınan Mümin Sekman'ın danışmanlığında hazırlanan "İnsan İsterse: Azmin Zaferi Öyküleri"
kitap dizisinin üçüncüsünde Aynur Bektaş'ın da hikayesine yer verildi.
 Aynur Bektaş hayatını anlattığı röportaj sırasında gözyaşlarını tutamadı.
"İnsan İsterse: Azmin zaferi öyküleri"inde "bozkırın kızı büyük şehri nasıl yendi" başlığıyla sunulan öykü...
 
 Orta Anadolu'nun kendi halinde, yok kavşağına kurulu bozkır ilçesi Çerkeş'te 1951 yılında dünyaya geldi Aynur Bektaş. Dört çocuğunu okutmak için elinden gelen tüm gayreti gösteren sanat okulu mezunu babası ve aynı hassasiyeti gösteren ev kadını annesinin çabasını boşa çıkarmamak için vereceği mücadeleye, kasaba dışındaki "baraka" tip evlerinde başladı…

 

Her odanın tren lokomotifi gibi bir diğer odaya açıldığı, bakımsız, doğanın neden olduğu haşerelerle dolu lojmanın en büyük zorluğu soğuğuydu. 6 nüfuslu evde tek sıcak yer sobanın kurulu olduğu, misafirlerin de ağırlandığı –oturma- odasıydı. Kış mevsimlerinde eğer eve misafir gelmişse, diğer odalarda soğuktan elleri kalem tutamayan çocuklar ders çalışmak için konukların gidişini Anadolu kültürünün getirdiği saygıyla beklerlerdi.

 

Kadınların Çerkeş'te alışverişe, çarşıya gitmedikleri o dönem, Aynur Bektaş'ın yaşamında belirleyici oldu. Yaşı küçük olduğu için Aynur'a çarşı işlerinde yüklenen görevler ilk tecrübelerdi aslında. Bütün bakkal, çarşı işlerini o hallediyordu. Sadece annesinin değil tüm dul, yaşlı kadınların işlerini yapıyordu. Yıllar sonra o günler için, "Çocukluğumda bir yerde yattığımı, çok oynadığımı hatırlamam. Hayatım çarşı ve ev arasıda geçti. Belki babamın erkek evlat hasretini giderdim. Çocukluktan kalma alışkanlığım var. Pazar günlerim dahi programlıdır" diyecekti…

 

Ortaokulu bitirdiği 13 yaşında ailesiyle ilk ayrılığı yaşayacaktı Aynur. "Kızım, bozkırda kaderini değiştirmek için tek yolun var: okumak" diyen babasının bu nasihatını tutacak ve lise eğitimi için Ankara'ya gidecekti. Bozkır'daki kaderini değiştirmek için başarıya mecburdu. Bunun bedelini de hasretlikle ödeyecekti.

 

Şimdilerde otomobille bir saatte gidilen yolun, her yerde duran bir otobüsle 7 saatte alındığı bir dönemde, Ankara'ya teyzesinin yanına yerleşti. Eniştesinin devlet memuru maaşıyla geçindirdiği evde yedi nüfus olmuşlardı. Her ne kadar babası Çankırı'dan para yolluyorsa da ekonomik anlamda eleri dardı. Paranın her kuruşunun dikkatli harcanması gerekiyordu. Aynur, Cebeci'den Ankara Kız Lisesi'ne gidebilmek için 10 kilometre yürüyordu. Eğer o gün otobüse binmişse çok sevdiği paskalya ve gazozu alamıyordu. Okul hayatı boyunca bu iki tercihten birini seçmek zorunda kalacaktı.

 

Aklı anne babası ve kardeşlerindeydi. Soğuk evin, manevi sıcaklığındaydı… Çerkeş'e dönmek istiyordu. Kendini kapısından çıktığı an bir daha dönüşü olmayan koridorda hissediyordu. Çaresizlik içindeydi ancak yapılacak tek şey okumak ve orada kalmaktı…

 

Denizi ilk kez 13 yaşında gören Aynur ilk başarısını üniversiteyi kazanarak elde etti. İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi İşletme Muhasebe bölümünü kazanınca üniversite eğitimine de Ankara'da devam etti.

 

Yaşam mücadelesi de verdi…

 

Üniversitedeki ilk yılında ölümü yanıbaşında hissetti. 1968'in yürüyerek gelip gittiği günleriydi yine. Onca yolu taban tepmek zor gelmiyordu ama yokuşun başındaki eve çıkmak hayli zorluyordu Aynur'u. Son zamanlarda nefesi yetmez olmuştu yokuş tırmanmaya. Yarı yolda tıkanıyor, terliyor, yakasını bırakmayan öksürük krizleriyle boğuşuyordu. İyiden iyiye kilo vermiş, hatta sömestr tatilinde memlekete gittiğinde, babası 45 kiloya düşen Aynur'u veremlilere benzetmişti. Öksürükleri sıklaşmış, terlemeleri de yoğunlaşmıştı.

Ankara'ya döndüğünde eş dost bazı doktorlara akıl danıştılar. Endişe edilecek bir durum görünmüyordu ateş olmadığı için. Ta ki, bir gün tesadüfen teyzesiyle Hacettepe Tıp Fakültesi'nin önünden geçene kadar… Hastaneye girdiklerinde sıra beklerlerken Aynur'un öksürüğü asistanın dikkatini çekti. Daha sırası gelmeden odaya alındı genç üniversiteli. Hemen ciğer filmi istendi. Aynı günün öğle sonrasında röntgende çıkan sol ciğerdeki yara herkesi telaşlandırdı. Teşhis: Tüberkülozdu. Senatoryuma gidecekti. Öncesinde fakülteye uğradı. Arkadaşlarıyla yürüyüş yapmak istedi olmadı. Taksiyle eve gidecekti bu kez. Tam otomobil hareket etmeye başladı ki Aynur kan kusmaya başladı. Apar topar Ankara Keçiören'deki senatoyuma gittiler. Kan tükürüyoru, terliyor, tıkanıyordu…

Geceyi acilde geçirdi. Uyandığında kendisiyle aynı şikayetle gelen hastaların bazılarının yatakları boştu… O zaman anladı durumun ciddiyetini. Ertesi gece apar topar servise aldılar Aynur'u. Genç bir üniversite öğrencisinin bu illete yakalanması doktorları epey üzdü. Özel ilgi gösterdiler gen kıza. 2 ay sürekli, sonraki iki ay da hafta sonları izniyle evci çıkarak tam 4 ay yattı senatoryumda…

Hastanede yaşama mücadelesi verirken bile vazgeçmedi çalışmaktan. Her gün ziyaretine gelen arkadaşlarından o günkü ders notları alan Aynur, ziyaretçileri ayrıldıktan sonraki ilk dakikadan itibaren ders çalışmaya başlıyordu. 4 aylık uzun bir boşluğa rağmen sınavlarında iyi notlarda seneyi tamamladı Aynur…

Eceli yenmiş, sağlığına kavuşmuştu… Hem üniversitede okuyor, hem de girdiği bir bankada çalışıyordu. Hem iyi bir öğrenci hem de başarılı bir bankacı olmak için çok çalışıyordu. 18'indeyken daha öğrenciliği bitmeden evlendi. Artık evlenmiş biri olarak hem işi, hem okulu hem de ev işlerini bir arada götürmeye çalışıyordu. Karnı burnunda hamileyken kalan son dersini vermek üzereydi ve bankada şeflik sınavına hazırlanıyordu. İlk oğlu Hakan'ın doğumundan sonra okuldan mezun oldu. Girdiği şeflik sınavında da birinci oldu. Başarının ödülü olarak da hala evinde sakladığı bir saat ödülü aldı.

Çalışkan bir bankacı olarak 27 yaşında banka müdürü oldu. Banka içi eğitimlerde eğitmenlik yapmaya bile başladı. Genç yaptığı evliliğin noktalanmasından sonraki yıllarda bankada kendisinden bir alt pozisyonda çalışan Süreyya beye aşık oldu. Evlendiler. 12 yıl aynı bankada çalıştıktan sonra eşiyle birlikte İstanbul'a geldi. Bu arada en başarılı şube müdürü ünvanını da aldı.

Aynur Bektaş 38 yaşında emekli oldu. Yeni bir iş yapmaya ihtiyacı vardı çünkü iki çocuğun okul masraflarını karşılamak ve onlara iyi bir hayat kurmak emekli maaşlarıyla olacak şeyler değildi. Üstelik evde oturmak istemiyordu. İlk tercihi otomotiv bayisi olmaktı. Bankacıyken çok yoğun olarak otomotiv kredisi kullandırmış olduğundan bu alanda başarılı olacağını düşünüyordu. Ama sermaye sermaye sorunu yaşadığı ve tekstil atölyesi kurmak en ucuzu olduğu için hazır giyim imalatına başladı. Aynur Bektaş yıllar sonra, "Bir genel kabule göre çoğunlukla fırsatlar bireyleri girişimci yapar ancak bazı durumlarda da zorluklar dolayısıyla girişimci olunur. Benim girişimciliğim ikincisinden kaynaklanıyor" diyecekti.

 

Aile bireylerinin adı şirkete verildi

 

Sonunda şirket kuruldu. Büyük oğlu Hakan'ın ilk harfiyle başlasın, ikinci oğlu Ahmet'in ikinci harfiyle devam etsin, eşi Süreyya'nın da Y'sini ekleyelim derken şirketin adı bulundu: HEY…

Üç kişiyle kurulan HEY yıllar sonra tahminlerinin de ötesinde büyük bir hızla büyüyecek ve 3 bin 500 kişinin çalıştığı dev bir şirkete dönüşecekti…

Bugün Reebok, Adidas, GNM gibi dev şirketler için üretim yapan, İstanbul ve Anadolu'da toplam 7 fabrikası bulunan Hey Group, işe ilk başta organik t-shirtler yapıp Almanya pazarına satarak başladı. Aynur Bektaş buradan kazandığı tüm parayı şirkete yatırıp üretim kapasitelerini geliştirdi.

Eşi bankada kalmıştı. İşler büyüyünce o da aralarına katıldı ve firmanın finansman işlerini üstelendi. İkisinin de bankacı olmasına rağmen daha zor ve meşakkatli iş olan üretimi Aynur Bektaş üzerine aldı. Bektaş, üç kişilik bir ekiple 500 metre kare bir alanda başladığı üretimi 60 bin metrekare alana taşıdı. Grup, bünyesinde tekstil, turizm, bilişim ve dış ticaret alanında faaliyet gösteren 8 şirketle 250 milyon dolar ciroya ulaştı

Hisse Senetleri
Bireysel Emeklilik Fonları
Net Yazar
0
Bugün 1000 TL Ne Oldu
1000 TL
999 TL
BORSA
996 TL
DOLAR
998 TL
EURO
999 TL
ALTIN
Net Yazar
Kredi Tutarı
Kredi Vadesi
Aylık Faiz Oranı
Aylık Tutar
4,600.66
Toplam Tutar
1,000,600.66

Hizmetler ve İletişim : TV | Blog | Video | Üyelik | Bize ulaşın | İzleyici temsilcisi | Künye | Reklam
Kategoriler : Gündem | Ekonomi | Spor | Dünya | Medya | Polemik | Magazin | Kültür-Sanat | Yaşam | Sağlık | Teknoloji
Diğer Linkler : Hava Durumu | Haberler 
İzleyici Hattı : (0212) 313 60 00 pbx
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez.
BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'ye ait olup, tekrar yayınlanamaz.

Bu sayfalarda yer alan bilgilerdeki hatalardan, eksikliklerden ya da bu bilgilere dayanılarak yaplan işlemlerden doğacak her türlü maddi/manevi zararlardan ve her ne şekilde olursa olsun üçüncü kişilerin uğrayabileceği her türlü zararlardan dolayı HABERTURK.COM sorumlu tutulamaz.
Aç / Kapat