[javascript protected email address]
Osmanlı'dan 'arta kalanlar' bir bir çöküyor!
22 Mart 2010 Pazartesi, 18:27:53
Osmanlı İmparatorluğu'nu "tasfiye ettiler", artıklarını yaşatamadılar! Ekonomik, siyasi denge ve huzur sağlayamadılar! Bu bir tez fazla detaya girmeden tek bir not düşeceğim: Ortadoğu'da "sağlanamayan" siyasi-ekonomik-sosyal denge ortada! Şimdi sıra Yunanistan'da! Balkanlar sonrası Osmanlı'nın "500 sene parçası" kalan Yunanistan 100 yıl yaşamadı, iflas etti! Sorgulayın, tartışmaya devam edelim...
YENİ YAZI
IMF ile anlaşmamak
'2000 yıllık savaşın'
sonuydu! Şimdilik kazandık!
Değerli dostlar, yukarıdaki "başlığı" İstanbul'un Roma İmparatorluğu'nun belli bir dönem iki başkentinden biri olmasından yola çıkarak sorgulamak ve yeni tezler eşliğinde açmak istiyorum...
Küresel güçler ile Türkiye arasındaki bugün yaşadığımız "iktidar" savaşında, filmi geriye sarar ve bugün yaşadıklarımızı özellikle IMF "anlaşmamasına" kadar ülkeye hâkim olan "her şey elden gidiyor" algılamasına yol açan "süreç ve gelişimi" sorgularsak; neler görebiliriz?
Sorgulamayı detaylar eşliğinde geliştirelim...
Roma (Avrupa) İstanbul (Anadolu) coğrafyası arasındaki iktidar mücadelesi M.S. 330'da başladı ve Osmanlı'nın gerekli ekonomik değişimi sağlayıp, Avrupa ile birlikte atağa kalkamadığı 1700'lü yılların başına kadar devam etti. 1700'lerin başından itibaren mücadele Roma tarafından kazanıldı ve İstanbul coğrafyası Avrupa tarafından "devşirilir" hale geldi. Bugün yaşadığımız Avrupa Birliği süreci de hâlâ bu anlayışın maalesef bir parçası...
1900'lerden sonra bu devşirme sürecine, Avrupa'nın idealleri uğruna, Müslüman coğrafyasına tezleri ile hâkim olabileceği düşünülen İstanbul'un dönüştürülmesi ve özellikle Alman çıkarları uğruna kullanılması süreci eklendi. Bu dönemde Almanya diğerlerinden ayrışarak Osmanlı üstünde kesin bir avantaj elde etti. Alman İmparatoru II. Wilhelm'in Müslüman olduğu haberleri eşliğinde, Ortadoğu'ya hâkim olma yolunda, İstanbul coğrafyası bütün unsurları ile kullanıldı.
2. Dünya Savaşı'nda ve öncesinde de durum farklı değildi. Potansiyel bir Rus (komünizm) tehlikesine karşı dine dayalı sivil unsurlar ABD ve Almanya tarafından harekete geçirildi. Bu süreç, Almanya'nın Ortadoğu petrollerine dokunmadan Orta Asya petrol bölgelerine ulaşması şartıyla İngiltere ve Fransa tarafından da desteklendi. Savaş sonrası Türkiye'nin NATO'ya katılım sürecinde dahi Türkiye kurulacak bir Ortadoğu Komutanlığı mantığı ile yapıya zoraki alındı.
1980 sonrası da aynı mantığı gördük. "Ilımlı İslam devleti" mantığı altında Ortadoğu ve Orta Asya'da hâkim olmak isteyen Roma'nın yine bu coğrafya üzerindeki oyunları sürece hâkimdi. Devletin resmi organlarında "Kemalist laiklikten, Osmanlı sekülarizmine" başlıklı raporlar yayınladı. Yeni bir sentez pompalandı.
1999 ekonomik krizi sonrası ve özellikle 2003 döneminden hemen sonra aynı mantığın yeniden ortama hâkim olduğunu gördük. Ortadoğu'ya "model" ve "ağabey" olacak bir Türkiye modeli. Arap ülkelerine sevimli görünmesi gereken Türkiye'de, TBMM'den Amerika'ya izin veren tezkere geçmedi. Tezkerenin geçmeyişi Ortadoğu'da alkışlandı. 80 yıl sonra Arap krallar Türkiye'ye geldi ve Dolmabahçe Sarayı'nda kabul gördü.
2003 sonrası ortaya çıkan yukarıda tarif ettiğimiz yapı, dünya genelinde oluşan ekonomik yeni düzenin de etkisiyle dönüştürülmek istenen Türkiye'de "aşırı liberalleşme" ve "Devletin etki alanları dışına itilmesi" gibi kavramların öne çıktığı bir dinamiği zorladı. Daha doğrusu ekonomik dönüşüm ve AB üyeliği gibi halen hayata geçmediği için "sanal" diyebileceğimiz tezler ortaya atılarak Roma-İstanbul iktidar savaşında karşı taraf önemli bir avantaj sağladı.
Sonuçlar:
1- Roma-İstanbul çizgisindeki iktidar savaşını sorgularken Roma'yı sadece Avrupa olarak düşünmeyin. 300'lerden itibaren kavramsal olarak başlayan çatışmanın tarafları ve son olarak küreselleşen dünya düzeninde bütün unsurlar; bu bir devlet veya bugün için bir şirket de olabilir, "Roma" kavramı altında toplanabilir...
2- IMF ile anlaşmama "Roma ittifakına" karşı çok önemli bir adım!
3- Bu adım sonrası daha doğrusu binlerce yıl atamadığımız bu adım sonrası bize düşen; küreselleşme gerçeğini de kabul ederek ve hatta gerektiğinde kullanarak; "ekonomik, finansal, üretime dayanan" bütün dinamiklerin elimizden çıktığı "ana yapıyı" mümkün olduğunca ters çevirmek!
4- Türkiye, 2000 yıllık bu topraklara yönelik "savaşta" çok önemli bir yol aldı! Şimdi durduğumuz "noktayı" bir başlangıç olarak algılamak ve gereğini yapmak !