Büyük bir aşk ve Terkos
24 Temmuz 2010 Cumartesi, 09:52:46
Bir gün bu işi yapıp, onların hikayesini yazacağım hiç aklıma gelmesi. Hayat bu ya, hepimizin anlatacağı öyküleri oluyor elbet... Ben onları anlatcağım. Yani,
Hasan Çavuş ve Gülsüm Hanım'ın hikayesini... Sene 1912... Trablusgarp Savaşı yılları. Hasan Çavuş, harp zamanında memleketi Bulgaristan'dan çıkmış Yemen'e doğru yol almak zorunda kalmış. Sonrasında Rusya gelmiş... Altı yıllık Rusya günlerinden sonra Karadeniz üzerinden Trabzon'a, Trabzon'dan Durusu'ya göçmüş... Bütün Durusu halkı bu uzun boylu, sarı saçlı, çakır gözlü adamı görünce şaşırmış. Kimse tanımazmış Hasan Çavuş'u... İlk başlarda ilgiyle beraber korku varmış köy halkında. "Kim bu adam?" diye herkes birbirine sorar ama kimse net bir yanıt alamazmış... O da köyün diğer erkekleri gibi halen faaliyette olan İSKİ'nin su fabrikasında çalışmaya başlamış. Çapkınmış Hasan Çavuş, ud çalarmış bir de. Uduyla köyün kadınlarını mest edermiş... Yaşı biraz geçtikten sonra köydekilerle kaynaşmış, dost olmuş. Onun evlenme zamanı geldiğini düşünmüş köyün büyükleri ve ona evlenecek bir kadın bulmuşlar. Hasan Çavuş altı yıl boyunca evli kalmıiş fakat geçinemedikleri için ayrılmış eşinden... Köyün büyükleri "Bekar erkek olmaz buralarda" demiş... Ve Kemerburgaz'dan Gülsüm Hanım'ı bulmuşlar... Hasan Çavuş evlenmek istemiyormuş, Gülsüm Hanım da... Fakat Terkos'un büyükleri ısrar etmiş. İkisi de birbirini hiç görmemiş, hatta Gülsüm Hanım tanımadığı bir adamla evleneceğini duyunca hıçkıra hıçkıra ağlamış... Çünkü çok gençken, henüz 17 yaşındayken ilk evliliğini yapmış; 19 yaşında dul kalmış... Bir daha evlenmeyi düşünmezken Hasan Çavuş'u önermişler...
Terkos'un büyükleri kızı istedikten bir zaman sonra gelin arabası ile Gülsüm Hanım'ı almaya gitmişler. Gülsüm Hanım çok mutsuzmuş, köyün meydanında Hasan Çavuş'u görene kadar... Gördüğü an nutku tutulmuş, bir anda aşkın kollarına kendini kaptırmış... Hasan Çavuş da bu beyaz tenli, ufak tefek kadını çok sevmiş... Öyle sevmiş ki, elektriğin olmadığı zamanlarda eve elektrik getirmiş; eviyle çok ilgilenmiş... Bu çiftin üç çocukları olmuş sonrasında, Ürküş, Behiye ve Mediha...
SAKİN YER...
Galeri için tıklayınız...
Büyük dedem ve büyük ninemin bu hikayesi topluyor aile üyelerimizi Terkos'a... Bende özel bir yeri olan bu güzel kasaba İstanbul'a çok yakın. Yaklaşık bir saatte varılabilen bu güzel yerde yeşilin her tonunu görebilmeniz mümkün. Hele ki Terkos Gölü'nün o duru suyuna baktığınızda akıp gidiyor keder, hüzün.. Yerine neşe geliyor! Annemler çocukluklarında her fırsatta giderlermiş... Şimdilerde o alışkanlık devam ediyor... Hasan Çavuş ve Gülsüm Hanım'ın bir zamanlar büyük bir aşk yaşadığı o evde şimdi tüm aile toplanıyoruz, eğleniyoruz, hasret gideriyoruz... Dedim ya, özel bir yeri var bu kasabanın bende. Bizim ailede herkesin ilk aşkını yaşadığı bu yer havasından mıdır, suyundan mıdır bilmem gelenleri de aşık ediyor kendisine. Özellikle göle karşı balık yerken gün batımını izlemek hızlı ve monoton geçen hayatınızı renklendirecek cinsten... Göl kenarına inerken kasabanın bilindik simalarından Suzan Abla'nın gözlemelerinden tatmanızı tavsiye ederiz. Zira Suzan Abla bu işin piri. Kasabada kimin düğünü, cenazesi varsa hızır gibi yetişir ve tüm yemek işlerini üstlenir... Elinin lezzetini kattığı yemekleri yemeyen pişman olur diye bir de söz var ortalıkta dolaşan. Bence doğruluk payı yüksek!
Bu bölgede kalınabilecek tek bir yer var. O da gölün ters istikametinde bir otel... Onun haricinde günübirlik turlar için ideal bir yer Terkos. Göl kenarında piknik yapabileceğiniz pek çok alan var. Yaz sıcağında serinlemek isteyenler bu bölgeyi seçebilir, özellikle de Pazar günleri...
HAYDİ DENİZE!
Terkos'un çarşısından geçerken hemen sağ tarafta bir çeşme göreceksiniz. Bölgenin yerlilerinden evlenen çiftlerin tanışma ve buluşma noktası olan bu çeşmeden akan buz gibi su, "İstanbul'un içinde böyle şeyler de var mı?" dedirtecek türden. Çarşının içinden geçtikten sonra 15 dakikalık mesafede deniz var. Serinlemek isteyenler, tatile gidemeyenler Karaburun olarak bilinen yerde konaklayabilir, denize girebilir. Öyle güzel bir plaj yapılmış ki aklınız durur. Karadeniz'in suyu, deniz, kum ve güneş keyfinizi yerine getirecek. Sakin bir balıkçı köyünde kalmak, dalga sesleri, deniz kokulu havayı soluyarak uyumak, Karadeniz'e bakarak uyanmak, güne dinç başlamak Karaburun'a geliş nedeniniz olabilir. Üstelik balık yemeyi de çok seviyorsanız bu bölge tam size göre. Konaklayabileceğiniz pek çok yer mevcut burada. Pansiyonlar bolca. Deniz kenarında sıra sıra balık restoranları, kafeler sakin bir tatil geçirmeniz için harika bir seçenek! Bu arada Karaburun'a gelmişken İskorpit Çorbası'ını denemenizi tavsiye ederiz.
BU BÖLGEDE NELER YAPABİLİRSİNİZ?
Alternatif bol! Yürüyüş, koşu, kros için çam ağaçlı orman içi parkurlara sahip. Yamaç paraşütü, sörf yapmak isterseniz alasını yapabilirsiniz. Koylarda denize girebilir, deniz sonrasında Durusu'ya dönüp Av Müzesi'ni gezebilirsiniz. Bu arada bisiklet ile de civarı turlayabilir, farklı yerler keşfedebilirsiniz. Ayrıca balık tutmanın tadını burada alabilir; çocukluğuna dönmek isteyenler uçurtma yapıp uçurabilir.
Karaburun'a ilk kez geliyorsanız limandaki fener dikkatinizi çekecektir. Deniz fenerinin denize doğru eteğinde tel örgü ile çevrili "Kimsesizler Mezarlığı" yer alıyor. Tarih boyunca denizden çıkan, kim olduğu bilinmeyen, sahipsiz cesetler buraya gömülmüş.
Özellikle de haftasonu İstanbul ve civar köylerden gelen halk, ucuz tatilin keyfini burada çıkarıyor.
Bence buralar İstanbul'un hiç el değmemiş bölgeleri... Bu bölgenin tadını çıkarmanız dileğiyle...
(Fotoğraflar için yardımcı olan sevgili kuzenim Deniz Ertuncay'a teşekkür ederim)
begumcelikkol@haberturk.com