Hayal adası
04 Eylül 2010 Cumartesi, 10:15:46
Hem İstanbul'a çok uzak hem de İstanbul'un tam merkezi... Nereye baksanız deniz... Sabahı ayrı güzel, öğleni ayrı, akşamı çok farklı... Güne martı sesleriyle birlikte bir simit bir de çay eşlik eder size, akşam bir kadeh şarapla İstanbul'a derdinizi anlatırsınız... Bir yanda vapur sesleri alır gider sizi kendinizden bir yanda sessizlikle birlikte gelen o dingin İstanbul ruhu sarar bedeninizi. Hafiften bir rüzgâr eser, saçlarınız dağılır sonra mis gibi deniz kokusu yaşama daha da kenetlenmenizi sağlar... Orası bir hayal adası... Kısa süreliğine de olsa dünyadan, kaoslardan uzağa götürüyorum bu hafta sizi... Gözlerinizi kapatın ve beni takip edin... Bu hayal adasında her şeyi geride bırakın... Kederi denize, aşkı içinize atın ve benimle gelin. Ne pişmanlık kalsın aklınızda ne de "Keşke" ile başlayan cümleler... Aşkın en koyularının yaşandığı bu hayal adasında düşüncelerinizi serbest bırakın...
FOTO GALERİ İÇİN TIKLAYIN
Aşk... Tutku... Yakamoz... Üçü burada birleşiyor sanki... Giderken başınız dönüyor, gözünüzü kapatıyorsunuz; açtığınızda tüm gizemiyle sarmalıyor sizi... "Hayal adası" diyorum... Çünkü hayalle gerçek karışıyor burada, zaman duruyor... Akşam oluyor, İstanbul'un ışıkları vuruyor denize, yüzünüze... Her şey mübah burada, günahlar denize atılıyor birer birer... Arınıyorsunuz üzerinize sinen her türlü kötülükten çünkü burası Kız Kulesi... Şehr-i İstanbul'un simgesi! Bu hafta Kabataş'taki Üsküdar İskelesi'nde Pınar'la buluşuyoruz... Beklerken içim daralıyor, sıcak bir yandan vuruyor bir yandan da insan kalabalığı üstüme üstüme geliyor... Çok geçmeden Pınar'ı görüyorum ve biniyoruz bir tekneye "Hayal adası"na doğru yol alıyoruz... Hal hatır sohbetlerinden sonra denizi yarılıyoruz ve susmaya başlıyoruz. Tek hedef var o da çıktığımız yolda hayalle gerçeğin karıştığı o noktaya bir an önce varabilmek... Rüzgar esmeye başlıyor rahatlıyoruz, yüzümüzde hafif bir gülümseme... Tam "Ne oluyor?" demeye kalmadan tekne yanaşıyor ve karşımızda ihtişamı ve mağrurluğuyla Kız Kulesi dikiliveriyor...
Tüm hareketlerim ağırlaşıyor inerken tekneden... Sallanıyorum... Kulenin kapısında durduğum an gizem çekiyor beni de içine ve yürüyorum içeri doğru...
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Kız Kulesi'ni geçirdiği dizelerinde şöyle söyler hep:
"İstanbul deyince aklıma kuleler gelir
"Ne zaman birinin resmini yapsam
Öteki kıskanır
Ama şu Kız Kulesi’nin aklı olsa
Galata Kulesi’ne varır
Bir sürü çocukları olur."
BAKİRE HERO'NUN AŞKI
İşte böyledir Kız Kulesi... Efsaneler gerçeklerle karışır, ortaya bir mozaik çıkar... Hakkında yazılanlar, söylenenler o kadar çoktur ki neye inanıp neye inanamayacağınızı şaşırır kabullenirsiniz... Öyle fazla efsaneyi içinde barındırır ki burası sizi gerçek hayattan alır koparır... Afrodit’in bakire kalmaya yeminli güzel rahibesi Hero ile yakışıklı çoban Leandros'un arasında başlayan o esrarengiz ama gerçek aşkın kahramanıdır mesela Kız Kulesi... Rahibe Hero tüm yasakları deler be sevgilisi Leandros'un kokusunu hissedebilmek için Kız Kulesi'nin kıyısından her gece ateş yakar... Aşklarını doya sıya yaşarlar burada... Bir gece yine buluşmadan önce Hero ateşi yakar fakat hoyrat bir rüzgâr bu ateşi söndürür. Leandros, karanlıkta önünü göremez ve boğulur. Hero Leandros'u sabaha kadar bekler... Gün ışıyınca sevdiğinin cansız bedenini kulenin kıyısında görünce bu acıya dayanamaz ve kendisini Boğaz'ın sularına atar... Derken başka bir öykü başlar... Hemen hemen herkesin dilden dile anlattığı efsane Bizans kralı ve kızıyla ilgili olan. Bizans kralı medyumunun "Kızınız yılan sokması sonucu genç yaşta ölecek" kehanetine inanır ve Boğaz'ın tam ortasına Kız Kulesi'ni yaptırır. Yılanlar gelmesin diye deniz ortasına yaptırdığı kuleye kızını yerleştirir. Gel zaman git zaman kızına bir genç aşık olur... Genç delikanlı kralın kızına bir çiçek yollamaya karar verir. Fakat çiçek sepetine bir yılan girmiştir. Çiçek kuleye ulaşır ulaşmasına ama genç kıza zehirini akıtır... Genç kız hayata gözlerini yumar...
BATTAL GAZİ'DEN BUGÜNE DOĞRU...
Bir efsane daha vardır ki, Battal Gazi ile ilişkilendirilir. Arapların İstanbul'u alma çabaları hızla devam ediyordur. Battal Gazi kulenin karşısında bulunan kayalıklara bir karagâh kurar. Yedi sene sonra Battal Gazi Şam'a doğru bir sefere çıkar. Bunu fırsat bilen Bizans kralı, denizin tam ortasına bu kuleyi yaptırır. Bizans İmparatorluğu'nun hazinesini ve kızını bu kuleye hapseder. Battal Gazi Şam'ı fethettikten sonra geri döner ve karargâhının olduğu yerleri eskisi gibi göremez. Kuleye baskın yapar, kralın kızını alır ve İstanbul'u bırakıp gider...
1500 yıl önce kulenin bu gün bulunduğu yerde Atinalı bir Kumandan’ının güzeller güzeli eşi Damalis’e ait bir anıt mezar olduğu varsayılıyor.
Ayrıca 1509 yılında meydana gelen İstanbul depreminde Kız Kulesi'nin büyük hasar aldığı, 1719 yılında da büyük bir yangın geçirdiği anlatılıyor. Yangın sonrasında ise adrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından yeniden taştan bir bina olarak restore ettiği belirtiliyor. Bunun yanı sıra Kız Kulesi'nin 1830'da kolera salgınının şehre yayılmaması için karantina hastanesine dönüştüğü biliniyor. 1832 tekrar bir tadilattan geçerek, kubbenin üzerinden yükselen bir bayrak direğine sahip olur.
Şimdilerde efsanelerle gerçeğin birbirine girdiği Kız Kulesi hem restoran hem de kafeterya olarak hizmet veriyor.
EVLENME TEKLİF EDENLER Mİ DERSİNİZ YOKSA EVLİLİK YILDÖNÜMÜNÜ KUTLAYANLAR MI?
Aşk efsaneleri çok olunca burasının romantizm köşesi olması da kaçınılmaz. Arkadaşlarımdan "Eşimi ya da kız arkadaşımı nereye götürebilirim?" sorularına verdiğim tek yanıt "Kız Kulesi'ne gidin" oluyor. Çünkü burası aşkı simgeliyor. İstanbul'un kalbi, çiftlerde atıyor sanki. Böyle güzel bir manzarada sevdiği kişiye evlenme teklif edenlerin sayısı da bir hayli fazla. Üstelik kule, turizm açısından da gözbebeği. Her gün turistler dolup taşıyor, ülkelerine kulenin efsanelerinden bahsediyorlar...
Hayal adasından çıkıyoruz... Profesyonel tur rehberi arkadaşım Ali'nin kule hakkında yazdıklarını bir kez daha aklımdan geçiriyorum... Sonra efsaneler gözümün önünde canlanıyor... Küçük bir tekne alıyor bizi kuleden... Hava kararıyor yavaş yavaş İstanbul'da. Kabataş'a doğru giderken Pınar'a bakıyorum, mutlu ve gözlerinin içi gülümsüyor... Deniz teknemizi sağa sola savururken ürperiyoruz... Leandros ve Hero'nun ruhu bizi izliyor sanki gökyüzünden bir yerlerden...
begumcelikkol@haberturk.com